30 Ekim 2013 Çarşamba

AFRİKA’ya giriş yahut ZANZİBAR



geleneksel Tanzanya yelkenlileri ve beyaz kumsallar...

Bir Afrika'lının
altınlarını çalabilirisin, toprağını alabilirsin, onu satabilirsin
lakin,
Mutluluğunu, gülümsemesini, samimiyetini alamazsın !!

Sen, onlardan çaldıklarınla oturduğun gökdelenlerde hayatına yetişemezken,
O denizin kokusunu içine çeker.

Sen kırmızı ışık, otopark, trafik içinde çaldıklarını harcarken
O dalından kopardığı meyvasını yer ve agacın altında biraz uyur.

Sen beyhude hayatına bir anlam yüklemeye çalışırken
O,
Tüm anlamları bir tarafa bırakarak kızının saçını örer.

Dedim ya bir Afrikalı'nın maddi her şeyini çalabilirsin
Lakin
İnsanlık daima onda kalacaktır !!!


kamlumbağa adası

Aslıda biraz aklınıza takılsa da yazının devamı daha eğlenceli ama aslında çok çok eğlenceli olan Afrika’yı,düşünmeden de gezemiyorsunuz. Bazen boğazının düğümleniyor…tam olarak bunu anlatmak istedim sanki…

Zanzibar akıldan çıkacak gibi değil, üzerinden geçen iki haftaya ragmen yazıyı aynı heyecanla yazıyorum. Zanzibar, Tanzanya’ya dış işlerinde bağlı ama iç içlerinde ayrı bir yönetimi olan bir ada ülkesi. Eşşiz kumsalları, denizi, yunusları, balıkları, yemek pazarı ve daha bir çok özelliği ile gerçekten sizi alıp götürüyor. Şimdiye kadar gördüğüm en başka yer desem yeterli sanırım.

Tanzanya’dan 50 dolar verip 11 kişilik bir cesna uçakla 20 dakika uçarak Zanzibar’a varıyorsunuz. Dilerseniz pilotun yan koltuğunu da  tercih edebilirsiniz J
Bu yolculuk Zanzibar’daki eğlenceninde bir nevi habercisi. Yok bu bana uymaz derseniz deniz otobusude mevcut ama ben kesin uçakla gidin derim.

Baharat Safarisi
taze muskat 
Valla Zanzibar’da muhakkak yapmanız gereken bir tur. Hem eğlenceli hem yemeli içmeli hem de çok şaşırtıcı…yıllarca baharatını kuru olarak gördüğüm her şey dalında, gerçekten inanılmaz.

Peki bu turda neler mi var?
aleo vera
- Papaya, aleo vera, lemongrass, anado(ruj) ağacı, leylak, acı biber, finis(jack fruit), kakao, kakule, muskat, muz, hindistan cevizi, Zanzibar safranı, zerdeçal, starfood, balungi(tanzanya greyfurt),tufa, bilinbi, sabun ağacı, stafil, ananas, ekmek ağacı, tarçın, kına ağacı, zencefil, mango… biraz daha devam ediyor. bu arada hepsini tadarak geziyorsunuz ya o da feci J

Kaplumbağa adası
ananas
Sahil kısmına inince tekneler var hemen birini uygun bir fiyata kiralayıp yola çıkıyorsunuz. Adada nefis bir kumsal, 100 yaşını aşmış dev kaplumbağalar ve eski bir köle pazarı var.

Yunuslarla yüzmek
Yine ayni teknelere atlayıp bu sefer düşün bakalım  yunusların peşine. yüzlerce derinlikte lacivert bir hint okyanusu, yunuslar, biraz korku…tek kelime ile çok etkileneceksiniz

Yemek pazarı
taze şeker kamışı
zanzibar pizzası
Hayatımda böyle bir yemek pazarı görmedim. Sahil meydanında akşam üstü başlıyor kurulmaya. Metrelerce tezgahlar, çeşit çeşit deniz mahsulleri, Zanzibar pizzası ki yerim italyan pizzasını o derece yani ve taze sıkılan şeker kamışı suyu…her şey kendi istedikleri gibi.
Karmaşa, telaş, kokular, duman…gerçekten afedersiniz ama daha manyak bir yerde bulunmadım. birde şu hijyen takıntınız gümrükte kalsın, bir rahat edin yahu J

Aslında o kadar yazacak şey, o kadar çok fotoğraf var ki… ancak ilk Afrika seyahati ancak kendinize yetiyor. Bol bol yazayım bol bol fotoğraf çekeyim diyemiyorsunuz. Afrika’yı anlamaya tanımaya çalışıyorsunuz sanırım ilk seyahatte bende ancak bu kadar yazabildim…ama en yakın zamanda yeniden yeniden ve yeniden giderim. 

27 Ekim 2013 Pazar

TANZANYA



"
İnsanlar çaldı,
ben karalandım,
insanlara baktıkça ben karardım.
benim “kara”m insanlıktan bana kaldı.

Uzun yağmurlar yağdı bu sefer

sonra karasını bana bırakan insanlık
aklandı."


Serin bir afrika akşamında bahçede oturmak, çay ama bu sefer Tanzanya çayı, yanında da şeker kamışından gerçek şeker, Afrika’da beyaz adam olmak, gerçekten içten gülen insanlar, önyargılar, samimiyet, hayatı yaşadığını sanmak, medeniyetin getirdiği her telaştan uzak olmak…



Tanışğım insanlar geçmişini bile hatırlamıyor, herkes burada doğduğunu sanıyor. Memleketten binlerce km uzakta ama çok uzakta her şeyi unutmak…Sonra büyük bir bayram sofrası kuruluyor. Yemekler yapılıyor beraber, herkes birden memleketi hatırlıyor. Halbuki unutmuştuk, unuttuğumuzu sanmıştık. Sonra birden bayram türküleri dökülüyor dudaklardan, gözler doluyor…iyi ki gelmişim diyorum, iyi ki beraber bu yemeği yapmış ve yemişiz, iyi ki bu mesleği yapıyorum diye belki de en çok bu kez şükrediyorum.
Ve unutulmaz anlar albümüne bir kare daha ekleniyor. Selam ülkesini de memleketim belliyorum.


Yolculuk
7 saat Franfurt – Doha, 7 saat bekleme, 7 saat Doha – Dar’ul Selam ama yine de 22 saat sonrasında varış. Biraz yorucu bir yolculuğun ardından en nihayet varıyoruz. Ama Afrikanın o sıcak toprağı her şeyi unutturacak nitelikte.

Dar’ul Selam
Selam ülkesi… ne güzel bir isim tam da ismi gibi bir yer her yerde “selam”ın kıymetini bilen insanlar. Adım attıktan sonra sizi uğurlayana kadar sizi saracak bir sıcaklık, huzur ve gülümseme bu selamın sayesinde hep yanınızda kalacak.

Vize
Vize 50 dolar kaşılığı kapıda  alınıyor.  İki adet form doldurup para ile beraber pasaportun arasına koyuyorsunuz,  vize masası önünde gezen polise veriyorsunuz, o da masaya veriyor. Sonra yaklaşık 45 dakika içinde adınız bağrılıyor sizde parmak izi bırakıp pasaportunuzu alıyorsunuz ve 90 günlük vizeniz oluyor.

Aşı
Artık aşı şartı yok. Almanya’da gittiğim doktor Almanya’ya gelirken vurulmanız kadar gerekli dedi. Bende inandım. Ama kimseye öneri olarak yazmam ama ben vurulmadım. Yanıma bolca böcek, sinek, kene kovucu spreyler vs ler aldım.


Balık pazarı
Renk, çümbüş, ahenk, bereketli hint okyanusu … her şey bu balık pazarının içinde, denizde de varsa tezgahta, çeşidin bini bin para. Hemen arkasında da bunların pişmiş, kurutulmuş yahut hazırlanmış  halleri satılıyor. Gerçekten dünya üzerinde gördüğüm en enteresan manzaralardan birine rastlıyorum burada..

Tanzanya
Serengetti milli parkı ve büyük göç, klimanjero, victorya gölü, safari de diğer yapılabilecekler arasında. Tabiki gelmişken Zanzibar’a gitmek de önemli. Kalacağınız süreye göre seçimler yapabilirsiniz. Ama hiç bir şey yapmasında Tanzaya’da olmak yeterli.

Kısa kısa
-       ortalama ömür 50 yıl
-       trafik feci
-       kaju pek güzel
-       çaylar çok çok güzel
-       gerçek şeker ve gerçek tuzla tanışacaksınız.
-       Afrika aslanlarının 3’te 1’i burada
-       Hava hep güzel, deniz mükemmel, balıklarda öyle
-       Uluslararası plaka imi EAT
-       Iki ülke Tanganya ve Zanzibar’dan oluşuyor.
-        

devam edecek J

3 Ekim 2013 Perşembe

Arupa’da araba ile gezeceklere öneriler…

bizim rota 

- En önemli kural; yanınızda navigasyon olmadan Avrupa'da gezmeyi unutun.

- Diğer önemli kuralda özellikle Almanya’da kurallara net uyun. Hatta trafik kuralları neler diye de bir çalışın zira Türkiye’de uygulamadığımız hatta bilmediğimiz bir çok kuralı burada uygulamak zorundayız. Özellikle yaya, bisiklet ve göbekten dönüş kurallarına göz atın.

- Korna çalmayı unutun !!!

- Otobanlar;
Almanya, ücretsiz
Isviçre, ücretli ve yıllık kart almak zorundasınız. (33 euro) almadan ülkeye giremezsiniz. Ya sınırda alacaksınız yada diğer ülkelerdeki ADAC kart merkezlerinden.
İtalya; ücretli hatta birazda pahalı. Kredi kartı dahil ödeme seçenekleri var. bazı otoyollarda önce ödeyip sonra geçiyorsunuz. Bazılarında kart alıp sonra nakit yada KK ödüyorsunuz. KK ile ödeme inalımaz hızlı 1 saniyede nasıl oluyorsa ödeme alıyor. Inanamayacaksınız.
Avusturya; ücretli ve kart satışları sınıra varmadan önceki petrollerde bulunuyor. Yani İsviçre gibi sakın kart almadan otoyola girmeyiz zira gişede ödeme yok cezasıda 300 euro civarında !
Fransa; Ücretli gişelerde nakit hallediyorsunuz.

- Her ne kadar kendi aralarında serbest dolaşım varsa da özellikle İsviçre ve İtalya girişlerinde arama olabiliyor. Evraklarınızın tam olmasına dikkat edin.

- Tüm bu ülkelerde otoban marketleri pahalı 1 şişe 33’lük pet su 2.5 euro civarında. Bence otobanda gerekli su, sakız, çikolata vs gibi şeyler otele yakın bir marketten alın. Zira uzun bir yolculukta suya sürekli 5-6 tl para vermek sinir bozucu olabilir ki oluyor J

- Otoyollardaki hız limitlerine dikkat yoksa radar şipşak yakalıyor.

- Yanı sıra limitsiz otoyollarda var özellikle Almanya’da bu sebeple otoyolda hıza da dikkat edin. Öyle kendi kendinize sağdan gidemezsiniz çoğu zaman basmak zorunda kalabiliyorsunuz.

- Otopark önemli bir sorun aklınızda hep bulusun. Özellikle kalacağınız otellerin
otoparkı olması önemli, buna dikkat edin.

- İtalya’da yoldaki parklar mavi ve sarı çizgili olarak ayrılıyor. Sarı çizgililere asla yabancılar park edemiyor. Mutlak cezası var. Sarı çizgili parklar semt sakinlerine ait. Maviler turistler ve diğer şehirlerden gelenler için uygun ama boş bulabilirsen.

- Sokaklarda genel olarak ödemeler makine üzerinden yapılyor. Önce ödüyor fişinizi alıp cama içten (yoksa alınabilir) koyup gidiyorsunuz. Lakin en ufak gecikme bile cezaya tabi, bu yüzden hep yarım saat fazla alın derim.

- Diğer katlı yada yer otoparklarında fişi alıp çıkıyor girerken ödeyip çıkıyorsunuz.

- Nerelere gitmek istediğiniz ve ne yapmak istediğiniz 24 saatten önce belirlenmiş olmalı. Bu gezmek istediğiniz yerleri gezebilmeniz için önemli zira bazı müzeler reserve ile çalışıp bir kaç gün önceden dolu olabiliyor.

- Bazı oteller 24 saaten az rezervasyonu kabul etmiyor. Yani kalacağınız yerede 1 gün önce karar vermeniz önemli. Yoksa kapı kapı gezebilirsiniz.

tüneller
Kısa Notlar
-      -  Otoyolda su pahalı !
-      - İtalyan radyolarında susmayı bilmiyorlar ve kafanız şişiyor.
-      -  Emilia – Romagna bölgesi ve Toskana arası manzara enfes.
-      -  Diğer bir yer de; Lugano’dan Zürih’e giden yolda alpleri aşarken dünyada daha manzaralı bir yol olmadığını düşüneceksiniz.
-       - Tüneller ve köprüler size ilginç ve güzel gelecek.
-       - Her yerde 0.50 yahut 1 euro şehir vergisi var.
-       - Italya’da yollar arası km tabelası yok. Şehirden çıkıyor gitmek istediğiniz yere varıyorsunuz. Km navigasyonda J
-       - Bazı otellede otopark extra ücretli dikkat edin.
-       - Arabayı park edip şehirde gezerken de muhakkak bir harita edinin.
-       - Aradığınız her yeri navigasyonla gerçekten rahatlıkla bulabilirsiniz.
-       - Naviasyonunuz günceleme yapabiliyorsa trafik için alternative rota yönlendirmesi yapıyor.
-       - Işe gidiş (06-09) arası ve işten çıkış (16-19) arası trafik her yerde felç unutayın.
-       - Bir başka yolculukta görüşmek üzere EMNİYET KEMERİNİZİ TAKMADAN YOLA ÇIKMAYIN.


alamanya :)




Biraz İtalya'da gezelim dedik :)

masal gibi Como kıyıları..


 Como gölü

28 Nisan 1945
Como gölü kıyılarındaki Dunga köyü… aylardır kaçmaktan yorulan Mussolini ve sevgilisi Clara Petacci  saklandıkları evin terasında gölü seyretmektedir. Ayni sahnede diğer bir yanda köye gelen alman kıyafetli subaylar artık sona yaklaştıklarnın farkındadır. Gölün sessizliği Clara’nın gözlerindedir ve  artık oda olacak olan herşeye razıdır. Çünkü kaçmaktan yorulmuştur. O esnada bahçeden sesler duyulur ve gölün tüm bu sessizliğini bozan silahlar ateşlenir. Como bütün güzellikleri bir yana bırakılarak tarihe bu ölümle geçmiştir.

Aslında bu kadar karamsarlıkla başlasam da hiç bir şey Como’nun güzelliğini, sessizliğini, büyüsünü bozamaz. Leverkusen’den arabayla atlayıp isviçre ve Alpleri aşarak geldiğim bu italyan kasabası gezinin ilk durağı. Bence orada geçireceğiniz saatlerde ve günlerde hiç bir şey yapmasanızda sıkılmazsınız. Como öyle bir yer… bir yanda tüm sessizliği diğer yanda gölden kalkan uçaklarla yapılan göl üstü seyahat, dağa tırmanan metronun manzarası, ağaçlar, evler hatta özellikle göl kenarındaki yalılar gerçekten görülmeye değer.

Como’ya gidin, dünyada çok az yer vardır hiç bir şey yapmadan sıkılmayacağınız burası o nadir yerlerden biri…

Milano
17 Kasım1898
duomo katedrali 
Napoli’de, köyünden  yola çıkan Enrico buralara gelirken bunların olacağını hiçde aklından geçirmemiştir. Bu saf köylü italyan genci bu gece Umerto Giordano’nun Fedora’sında  Milano’da ilk kez sahnede alacaktır. Salon hınca hınç dolu Enrico Caruso’nunsa dizleri titremektedir. Bu gece, o an Enrico farketmese de çok yakında onu tüm dünya tanıyacaktır.
2013
Caruso dinlenmeden gezilmeyecek olan bir Milano, şimdi yazının devamı okumayı bırakın ve başka bir internet sayfası açın. Caruso yazın ve ilk şarkıyı çalmaya başlayın. Her şey hazırsa yazıya tekrar dönebilirsin.
Milano, Lombardia bölgesinin ve İtalya’nın en önemli şehirlerinden biri. Dünyanın en  büyük Gotik tarzdaki katedrali olan Duomo di Milano’da şehrin kalbi…yanı sıra Milano'da bulunan Dominiken Santa Maria della Gracia Manastiri ve Kilisesi ve manastir yemekhane duvari uzerindeki Leonardo da Vinci'nin Son Aksam Yemegi tablosu buradaki her şeyin özeti gibi. Duomo’ya girişler ücretsiz lakin Santa Maria kilisesinde “son akşam yemeği”ni görmek isterseniz internetten rezervasyon yaptırıp bilet almanız gerekiyor. Yoksa benim gibi kapıdan dönersiniz.

Pizza Spontini
domatesli ançuezli pizza 
Milano’nun en eski pizza dükkanlarından, gerçi artık eskiliğin “e”si yok ama kuruluş eski J
Sadece iki tip pizza yapıyor, Margarita ve domatesli ançuez. Öyle bildiğimiz ince hamur değil en kallavisinden ve en hamurlusundan  gerçek italyan pizzası. Kuyruk beklemeyi, yer yemez masadan kalkmayı ve bağrışmalar içinde yemek yemeyi sanırım her şeye ragmen seveceksiniz.





Antica Focacceria S. Francesco
connolo
1834’de Palermo’da açılan  bu restoran Slow food restoran listesinde. Geleneksel malzeme ile geleneksel yemekler yapıyor. Yemekler başarılı lakin servis tüm italya’daki gibi sıradan ve berbat.
Ahtapot salatası, rigatoni alanorma, sardalya vs ler seçtik. Foccaciolar çok başarılı. En son tatlı olaraksa sicilya tipi Connolo yedik yani  kızarmış çikolatalı hamurların içinde ricotto  J
Milano’da douma kilisesi yakınlarıda bulabileceğiniz bir yerlerde isterseniz bir uğrayın derim. En başarılı kısmı restoran dizaynı.




Floransa
floransa ponte vecchio
Arabayla Como’dan ayrıldıktan sonra Milano’dan daha da güneye inerek çizmenin içine girmeye başladık. Burada vardığımız ilk yer Floransa… yıllardır en merak ettiğim yerlerin başındaydı. Bu merakta Medici ailesi ve sinyör Terim’in de etkisi olduğunu belirtmeliyim.

Iki şehir dünyada köprüler üzerinde kurulu dükkanlarla dolu yanı sırada alışveriş yapma olanağı sağlıyor;
Bursa ve Floransa
Iki şehir dünya’da kestanesi ile ünlü;
Bursa ve Floransa
Gerçi Bursa kestanesi diye bir şey kalmadı hepsi Aydın kestanesi, burada hem Aydın’ın hakkı yeniyor hemde Bursa’ya çok yazık oldu… biz bize sunulanlara karşı ne kadar nankörüz !!!

Floransa gerçekten, kalabalıklığı, köprüleri, binaları, kafeleri, sokakları, meydanlarıyla çok çok güzel bir şehir.

Pisa
sokaktan bir atıştırmalık 
 Floransa’dan yaklaşık 90 km daha devam edip artık çizmeden sahile doğru yol almaya başladık. Pisa sahilden önce son duraktı.  Küçük bir italyan şehri özellikle eski şehir çok etkileyici, kulesi görülmeye değer. Kum zemin üzerine yapılan kulenin zamanla yamulması ilginç bir görüntü oluşurmuş ,şimdi ise yamulma tamamen kontrol altında. Pisa’da yemek yemek için bulduğum restoran 2007 ‘den beri Michelin listesindeki La Clessidra…restoran hakkındaki detaylı yazıyı blogda okuyabilirsiniz.




Sanremo
spagetti vongole
Pisa’dan sonra sahilden Genova’yı geçerek Sanremo’ya ulaştık. Hem sahilden hem de otobandan ulaşabilirsiniz ama sahilde yol almak süreyi baya uzatıyor. Otobanın ise en keyifli yanı sağ tarafta altınızda duran akdeniz ve bitmeyen tüneller… Sanremo’ya vardığımızda rüzgarlı ve bulutlu bir hava vardı. Sahil kısımda pek kimseler yok ve aradığım restoran kapalıydı. Ço açıkmış olduğumuzdan ilk sahil restoranına oturduk. Servis berbattı. Hatta genel olarak italya’da servisin berbat olduğunu kesin söyleyebilirim. Küfürler, bağrışlar, çağrışlar…yine de mükemmel bir spaghetti vongole yedim. Çok çok başarılıydı. Italya’da servisdekileri hiç dikkate almayın derim. Gayet rahat ve sakin davranın hatta her şeyi tek tek isteyip daha da sinir bozucu olun. Bu sefer siz onları gıcık etmiş oluyorsunuz J
Sanremo’dan böylece geçiyoruz…İtalya şimdilik  burada biter ve biz yola devam ederiz...
Rota ; Monaco, Monte Carlo, Nice, Cannes, St. Tropez...

İtalya’yı araba ile gezme hakkında daha detaylı bilgi için Avrupa’da araba yolculuğu hakkında uyarılar yazsısını okuyun derim.
Como gölü kıyıları
James Bond evi / Como gölü 

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Frankfurt "Caremelo Greco"



Gece Frankfurt

Frankfurt başta  pek sevmesemde sonradan artık burada yaşayabilirim dediğim bir yer oldu...
Frankfurt, metropol olması ancak etrafının banliyöler, köyler ve ormanlarla çevrili olması hatta daha çok ormanlarla çevrili olması sebebiyle iyice alıştığım ve hep gitmek istediğim yerler statüsüne çıkardığım güzel bir Alman şehri. 

Frankfurt'a ilgili detaylı bir yazı ne zaman yazarım bilmem ama size Caremelo Greco'dan (CG) bahsetmek için bu yazıyı yazıyorum. CG tek michelin yıldızlı onuda yeni almış bahçe katı , apartman altı bir dükkan. Sakin, ağaçlar içinde bir bahçe temiz ve düzenli. 
İçeriye girdiğim zaman şöyle bir bakınıp michelin brövesi aradım sonra da bahçemizdeki masaya geçtik. CG İtalyan, Yunan karışımı bir Akdeniz menüsüne sahip. Menü gelince başlıyoruz seçimlerle;

Başlangıçta
başlangıçlar
 mini mozerella caprese, kavun sorbe, taze kavun
İtalyan ekmekleri, zeytinyağı ve siyah tuz 

Sonra 

Polenta üstü kızarmış soğanlar ve carpacio balık dilimleri; polentasını fazla bulmakta beraber genel olarak iyi lakin menünün en zayıf siparişi 

Ahtapot carpacio; net başarılı 
ahtapot ve patates carpacio

Daha sonra
Domates reçelli risotto ve Atlantik lobster; inanılmaz desem, sadece domates reçelli risotto bile tek kelime ile muhteşem, menünün  en iyi seçimi ! 




domates reçelli risotto, başyapıt


Kereviz püreli deniz levreği; levrekte kereviz püreside en iyisinden, basit abartısın lakin lezzet çok çok önde. Menünün en iyi seçimi bu da olabilir ;) 

Safranlı risotto ve kuzu sırtı; etrafı da deniz mahsulü çevrili; ahtapot, karides, deniz tarağı vs lakin kuzu bu kadar az pişip nasıl yumuşak kalmış büyük bir sır olamalı. Genel olarak tabağı karışık bulsamda kuzu herseyi unutturacak cinsten. 

unutamam !
Beyaz kuşkonmazlı kabaklı papardelle; yok yok menünün en iyisi bu ! Kabaklı bir yemek nasıl olur en iyi olur diye de düşünebilirsiniz lakin enfes, menünün en iyisi mi bilmem ama yaşarken daha iyi makarna yemedim! Net ! Özellikle Almanya'nın meşhur beyaz kuşkonmazı da tadını uçurmuş... Ha bu arada içindeki tereyağını Rize yada Trabzon'dan getiriyor olabilir ;) 

En nihayet tatlı olarakta 





Yemek yediğim en iyi restoranlar statüsünde ilk sıralara oturdu. Tekrar tekrar gitmeyi çok isterim. Yolunuz Frankfurt'a düştüğünde illa Türk lokantaları aramak yerine bizim damak tadımıza uygun bir yer ararsanız tavsiye ederim 
Fiyat aralığı kişi başı 70/80 euro aralığında ( su dahil) 

Bu arada tatlıdan önce el yıkamak için gittiğim lavaboda michelin brövesini asılı görünce şaşırdım...seneye çıkarmasınlar listeden ;)